bir çocuk gülümsemesi için etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bir çocuk gülümsemesi için etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Temmuz 2013 Çarşamba

Bir Dilek Tut'tular: Afyon ve Eskişehir dileklerini gerçekleştirdik

Haftasonu dilek gerçekleştirme zamanıydı.
Önce Afyon'un Şuhut ilçesi, ardından Eskişehir'de bulunan iki çocuğumuzun dilekleri vardı.
Dileklerin ardından Eskişehir'i gezeriz diye planladık.
Sabah 7'de dilek gerçekleştirmek üzere yollara düştük iki arkadaşımla birlikte.

15 Mayıs 2013 Çarşamba

Hayalimi Paylaş: Alkışlar Başkent Üniversitesi Gönüllülerine

Türkiye'nin dört bir yanındaki insanların umut, dayanma gücü ve sevinç duygularını güçlendirmek amacı ile hayati tehlikesi olan hastalıklarla savaşan çocukların dileklerini gerçekleştirmenin Bir Dilek Tut Derneğinin amacı olduğunu biliyorsunuz.
"Hayalimi Paylaş Projesi" bu amaca hizmet eden projelerden biri.
Üniversite öğrencilerine yönelik bir proje bu.
Üniversite öğrencileri bir dileğe talip oluyor ve

1 Nisan 2013 Pazartesi

Dileklerin gücü adına: Çocuklar Mickey ile gülsün..



Bizim nesil Mickey Mouse ile büyüdü. 
Sevmeyen var mıdır Mickey’i? 
O sevimli minik fare şimdi hasta çocukların yüzünde bir oluşturmak için iş başında.

Bir Dilek Tut Derneği ve gerçekleştirdiğimiz dileklerle ilgili

14 Ocak 2013 Pazartesi

Üzücü iki haber

Beyaz bilgisayar aldığımız Ümmügülsüm'ü
ve prenses dileğinde prensimiz olarak prensesimize eşlik eden Yiğit'i
dün ve bugün kaybettiğimiz haberini aldım.

Yaşamayı beceriksizce eline yüzüne bulaştıranlar, eziyete dönüştürenler,
ya da kendini sevdiğini sanarak, aslında yüreğinde sevginin kırıntısını bile taşımayanlar, kıskançlık içinde etrafına zehir saçanlar varken
ölüm hayata dört elle sarılan , masum çocukları almamalı ölüm!!

20 Aralıkta iletisine şöyle yazmıştı Ümmügülsüm:
Umudunu yitirme;
Şu hayatta bir şeyin bitişi,
Her zaman başka bir şeyin başlamasına sebep olmuştur...


Umarım senin için daha güzel şeyler başlamıştır Ümmügülsüm. Mekanları cennet olsun..
Ailelerine sabır diliyorum..

27 Aralık 2012 Perşembe

Çocuk kliniğine yeni yılı götürdük..

Çocuklar...
Yeni yıl ve çocuk diyince aklımıza hemen Noel babayı bekleyen, hediye paketlerini açan, cıngılbels şarkıları söyleyen çocuklar geliyor diil mi?
Ne yazık ki fotoğrafın bir de başka yüzü var.
Bu çocuklar hastanede yatıyor.
Makineler, maskeler hayatlarının bir parçası.
Koridora çıkma izni aldıklarında bile mutlu oluyorlar.
Yeni yılı kutlamak, hediyeler almak onların da hakkı, maskeler mikropları engellemeli gülümsemeleri değil, dedik ve 
GATA Çocuk Kliniği Onkolojisi Hematoloji koridorlarına yeni yılı götürdük.

Yılbaşı ağacımız ve altında yeni yıla klinikte girecek olan 11 küçük melek için paketlenmiş hediyeler.
Çıkabilenleri dışarı çağırdık. 
Makineye bağlı olan ve yatağından kalkamayanların hediyelerini annelerine teslim ettik.






15 yaştan 7 aylığa kadar değişen yaş aralıklarındaydılar.
Sormadan edemiyor insan:
Miniciksiniz daha siz!
Nereden buldunuz bu hastalığı? 
Ne işiniz olur sizin hastalıkla, hastaneyle?
İnşallah hiçbirini hatırlamayacaksınız ve size aktarılan anılar olarak kalacak hepsi.

Bir annemiz odasında hediye paketini açarken minik delikanlıyı video almış. Hemen gelip bizimle paylaştı.

Ne kadar ince bi düşünce!
Öyle heyecanla açmış ki paketini, çığlıkları bize kadar gelmişti zaten.

Bir annemiz hıçkırıklara boğuldu.
"Ben de yardım ederdim başkalarına. Şimdi benim çocuğumun yardım edilen tarafta olması dokundu" dedi. 
Başka bir anne çocuğu iyileştikten sonra bize katılmaya söz verdi.
Aslında müzik ve pasta da vardı planda ama doktorları yiyeceğe izin vermedi. 
Çocuklar yerine anneleri ayrı bir odaya çağırdık ve yeni yıl pastamızı onlarla yedik.
Hediyeler, pastalar ve süslemeler tamamen gönüllüler tarafından hazırlandı.
Herkes bir ucundan tuttu, bir hediyeyi almaya talip oldu.
Aslında hiç de pahalı bir şey değil bir çocuğu mutlu etmek, yüzünde bir tebessüm oluşturmak..
Emeği geçen, destek olan, vesile olan herkese yürekten teşekkürler..


Bu da partiden bir mutluluk karesi.
Soldan 3. kızımızı hatırladınız mı? Beyaz bilgisayar isteyen küçük melek. (http://narcelen2.blogspot.com/2012/11/bir-guzel-haber-beyaz-bilgisayar-ve.html)

İnşallah en kısa zamanda sağlıklarınıza kavuşursunuz ve bir sonraki partimiz bunu kutlamak için olur.
2013 hepinize sağlık ve yepyeni umutlar getirsin küçük melekler..

30 Kasım 2012 Cuma

Bir güzel haber: Beyaz bilgisayar ve insanlık hala bir yerlerde varlığını sürdürmekte

Önceki yazımda bahsetmiştim kızımızdan.
Henüz 15 yaşında, yıllardır kanserle savaştığından ve doktorların yapabilecek birşey kalmadı dediğinden.
Bir isteği vardı, bembeyaz bir bilgisayarının olması.
Elimizden geleni yaptık, ulaşabildiğimiz her yana haber saldık.
Damlaya damlaya göl olur dedik, bir damla da senden olsun dedik.
Garip tepkiler aldık, onları geçmek istiyorum, bazıları belki Allah yardımcıları olsun diyip geçti, bazıları belki onu da demedi.
Ama bazıları var ki, onlar birer damla olmak istedi güçleri yettiğince.
Çevremde biriktirdiğim güzel insanlar vardı, beni yıllardır bilen, içimi dışımı herşeyimi tanıyan.
Serzenişte bulunduğum o önceki yazımdan sonra beni hiç tanımayan güzel yürekli insanlar da katılmak istediklerini söylediler.
Hem de ben kimim, neyin nesiyim bilmeden, sadece bu bolgdqa okudukları bir kaç cümleyle.
Devir kötü, kimseye güvenemiyorsun, duygu sömürüsüyle, yalanla dolanla neler neler yapılıyor.
Ama onlar bana inandı.
Çok teşekkür ediyorum Sevgili Fiamma, Sevgili  kalbe giden yol ve sevgili Nalan.
Damlalarımız çoğaldı, gerçekten göl oldu, deniz oldu.
Ve o güzel yüzde koccaman bir gülümseme oluşturdu.
Şu gülümsemenin güzelliğine bakar mısınız:


Umarım doktorları yanıltır ve daha nice gülümsemeleri olur.
Dualarımız onunla ve tehlikeli hastalıklarla savaşan tüm çocuklarla..

23 Kasım 2012 Cuma

Ey İnsanlık, hala bir yerlerde kaldığına inanmak istiyorum..


Dünyanın bir yerinde hala iyi insanlar, hala taşlaşmamış, çarpmayı unutmamış yürekler olduğuna inanmak istiyorum.
İnanmaya da hazırım ama somut bir kanıt görebiliyor değilim.
15 yaşında bir çocuğumuz var, dünya güzeli bir kız.
Yıllardır kanser tedavisi görüyor, ancak doktorlar kimsenin duymayı, kendilerinin de söylemeyi hiç istemediği o cümleyi kurdular ne yazık ki:
"Artık yapılabilecek bir şey kalmadı!"

Evet ailesi için çok zordur. 
Evet kendisi için de çok zordur daha gençliğinin başında bile değil.
Ama ahlanıp vahlanmanın, yazıkk lı cümleler kurmanın, üzüldüm demenin kimseye bir faydası yok.
Kızımızın son bir isteği var:
Bembeyaz bir bilgisayara sahip olmak.
Elimizden geldiğinde çabuk bir çözüm bulmaya, para toplamaya çalışıyoruz.
Mümkün olduğunca çok insan ulaşabilmek adına da facebooka yazdım, dedikodudan başka bir işe de yarar belki bu site diye.
Kimseden bilgisayar almasını da istemiyoruz.
Ama damlaya damlaya göl olur.
İnsanlar kendilerini etkilemeyecek şekilde 3-5 bişeyle katkıda bulunmak ister belki dedim.
Gördüğüm manzara ilginç oldu.

Çevremde altlarında son model cipler, arabalar olan, dışarı her çıkışında masada yüzlerce tl bırakan, 3 basamaktan aşağı giysi almayan arkadaşların hiçbiri kılını kıpırtdatmadı.
Tersine boğaz tokluğuna çalışan, ay sonuna ucu ucuna getiren insanlardan dönüt geldi: ben de katkıda bulunmak isterim diye.
Hatta o kılını kıpırdatmayanlardan tepkiler nasıl dersiniz?
"Ne gerek var ki ölecekmiş zaten."
"Ömrü yetecek mi o bilgisayarı kullanmaya."
"Maltepe pazarından kullanılmış birşey alın gitsin, kaç gün kullanabilecek ki?"
"Beyaz olmasa nolurmuş, bulduğuna şükretsin!"
Ben yazarken utandım, onlar söylerken utandı mı bilmiyorum.
Bir de Merak ettim, dilemem ama acaba kendi çocuklarının başına gelse de aynı cümleleri kurabilirler miydi" diye.

Vay be!!
Cepler doldukça yürekler küçülüyor mu acaba?
Cüzdanı göğüs cebinde taşımak mı kalbi sıkıştırıyor?
Kimseyi yargılamak değil tabi ki niyetim, haddim de değil.
Üzüldüm sadece.
Bu kadar mı kaybetmişiz insanlığı?
Kimin ne verdiği de umrumda diil, tek isteğim o çocuğun yüzünün gülmesi.
Diğerlerini ben sadece Allaha havale ediyorum..


4 Kasım 2012 Pazar

Bir çocuk melek olmuş, melekler onu kapıda karşılamış

Dilek çocuklarımızdan biriydi sevgili Büşra.
Burada bahsetmiştim onunla tanışma hikayemden, bir hastane odasında, göğsünden, kolundan sarkan borularla.
Sarsılmıştım biraz, yaşıtları yarın süreceği ojeye uygun giysi seçmeye çalışırken yaşam savaşa veren bir küçük hanımla karşılaşmış olmaktan.
Ve o gün anlamıştım bir kez daha, ne kadar şanslı olduğumuzun çoğumuzun, ama bunun ne kadar az farkında oluşumuzun.
Bir annenin çocuğu için elinden hiç bir şey gelmeyişinin yarattığı çaresizliği anlayamasam da hissetmiştim bir kaç dakikalığına.
Dileğini aldım o gün ve zaman kaybetmeden yolladım, bir an önce gerçekleşebilmesi için.
Kendine ait bir odası olmasını istemişti Büşra, kardeşimle kalabileceğim bir oda demişti ben sorar sormaz, net bir şekilde.
Bayramda kardeşi aradı beni.
Büşra'nın durumu kötüye gidiyor dedi.
Kısa süre önce beyin kanaması geçirmiş ve psikolojisi iyice bozulmuş.
Dileğini öne alabilir misiniz, mutlu olur belki biraz, dedi.
Elimden geleni yapacağıma söz verdim.
Dernekte çocukların durumlarının aciliyetine göre dilekleri öne alınabiliyor.
Bugün haberini aldım, aramışlar İstanbul şubeden Büşra'ya dileğinin gerçekleşeceğini bildirmek için.
Ama Büşra acele etmiş, odasını görmeyi bile beklememiş.....

Bağışla bizi Büşra, yetişemedik.
Odanı gördüğünde gülümsemeni sağlayamadık, elimizden geleni yaptık ama geç kaldık..
Hatta hediyeni bile vermeyi unutmuştum sana :(
Şimdi edebi yatağında rahat uyu.
Mekanın cennet olsun..


19 Eylül 2012 Çarşamba

Dile benden ne dilersen vol 2

Son iki günümde dilek alımları vardı.
İşin en eğlenceli kısmı dilek gerçekleştirme tabi ki, ama gerçekleştirmek için önce dileği öğrenmek lazım.

Gazi hastanesinde yatan Büşra'yı ziyaret ettim ilk olarak.
Dilek alımlarında çocuğumuzu tanımaya, sevdiği şeyleri öğrenmeye çalışıyoruz.
Büşra 15 yaşında ve lösemi hastası.
Tedavi sürecinde olduğu için ziyaret izni verilmediğini söyledi.
Bu nedenle diğer arkadaşım gelmedi ve ben yalnız gittim; belki tek olursam bi yolunu bulabilirim diye.
Gittiğim sırada da Büşra'yı film çekimi için aşağı indirmişler.
Harika denk geldi.
Film çekimi bittikten sonra annesi kendi yerine beni gönderdi refakatçi olarak Büşra'nın odasına, böylelikle görüşme şansım oldu.
Daha önce tanıdığım çocukların hepsi tedavi sürecini tamamlamış çocuklardı.
Bu nedenle Büşra ile görüşmek benim için biraz zor oldu.
Açıkçası onun olası durumuna kendimi hazırladığımı sansam da çok iyimser davranmışım.
Bu hastalık gerçekten çok zor.
Allahım tüm hastalara yardımcı olsun ve en kısa zamanda sağlıklarına kavuştursun.

Odaya sık sık hemşireler girdi, kan aldılar, iğne yaptılar.
10 dakika geçmeden bi hasta bakıcı hadi Büşra gidiyoruz dedi, başka bi tahlil için.
Aceleyle konuşabildik, çok içime sinmedi bu yüzden.
Ama neyse ki Büşra, net bi şekilde dileğine karar vermişti:
Kendisine ait bir yatak odası!
İkinci dilek olarak da Bodrum ya da Antalya'yı görmek..
Dilek alımı sırasındaki koşturmaca, izinsiz olarak içeri girmiş olmanın yarattığı tedirginlik, Büşra ile karşılaşmanın yarattığı garip duygu birleşince ona vermem gereken tanışma hediyesini de çantamda unutmuşum.
Artı konuşma sırasında boş bulunup, klasiktir ya hep sorulur "okul dışında neler yapıyorsun?" diye işte o cümleyi kurdum.
"Okul falan yok abla bizde" dedi.
Kafamdan kaynar sular döküldü, "Allah cezamı versin" dedim içimden.


İkinci dilek için diğer annemiz aradı ve hastaneden eve döndüklerini, gelebileceğimizi söyledi.
Ev ziyaret daha iyidir; çocuğu daha iyi tanıma şansı bulursunuz.
Hatta odasına girebilirseniz daha da çok bilgi edinirsiniz.
Melek, 11 yaşındaydı.
Hastalığı dosyada yazmıyordu, evde hastalıkla ilgili de konuşmuyoruz.
Ama konuşma sırasında bacağında demir takılı olduğunu, buradan ilaç verildiğini öğrendik.
Bi arkadaşımla birlikteydik, hatta dernek gönüllüsü olmayan başka bi arkadaşım da bizimle gelmişti.
İkisinin de konuşkan insanlar olması beni rahatlatmıştı ama çocukla karşılaştıktan sonra dut yemiş bülbül oldu ikisi de. Kendimi tek başıma bıcır bıcır konuşurken buldum.
Melek, oldukça zeki ve tatlı bir çocuk.
Bir o kadar da tok gözlü.
"İste" diyorum "Melekcim, sen nasılını düşünme, sen sadece hayal et ve iste"
O kadar minik ve masum ki dilekleri.
Lunaparkta oynamak, kendi fotoğraflarını çekebilmek, havuza gitmek ... gibi.
Cep telefonu istemeyi düşündü ama bir çok çocuk gibi İphone diil, nokia c5.
Dilek gerçekleştirmeler sırasında çocuklarımıza küçük hediyeler geliyor bol miktarda, fotoğraf makinesi bunlardan biri.
Aynı zamanda dileğini gün içine yayıp, istediği başka küçük şeyleri de yaptırmaya çalışıyoruz zaten.
Bu nedenle bunları not aldım ama daha başka bişey istemesi için zaman verdim. Ertesi güne (bugüne ) kadar düşünüp bulduğunda beni arayacaktı.
Bugün aradı: LCW mağazasına girip beğendiği herşeyi almak istiyormuş.
Çünkü şimdiye kadar hiç kendi seçmemiş kıyafetlerini, hep başkaları vermiş.

Dilek dosyalarını bekletmeden yolladım öğleden önce.
Bir an önce gitsin ki, bir an önce sıraya girsin ve bir an önce gerçekleştirebilelim..

16 Eylül 2012 Pazar

Bir dilek tuttu, biz de onları buluşturduk..

Üzerimdeki tembellikten sıyrılarak, harika bi postla dönüş yapıyorum:
Cumartesi dilek gerçekleştirme var, kimler katılmak ister maili geldiğinde bennn dedim hemen.
Nedir dilek?
Mustafa Yıldızdoğan'la tanışmak istiyor çocuk!
Enteresan buldum açıkçası.
Neden Hadise diil, Murat Boz diil mesela, çocuklar en çok onları seviyor ya.
Çocuğun 9 yaşında ve kız olduğunu öğrendiğimde şaşkınlığım daha da arttı.
Onun dileğiydi ve eleştirme hakkım yoktu tabi ki.
Öncelikle, özellikle ve şiddetle belirtmek isterim ki, Bir Dilek Tut Derneği'nin hiçbir siyasi parti ya da ideolojiyle ilgisi, yakınlığı, sempatisi bulunmamaktadır. Derneğimizin tek sempatisi çocuklarımızın yüzünde oluşan gülümsemelerdir.

Ailemiz Kayseri'de yaşıyor.
Sude 9 yaşında, lösemi hastası, tedavi sürecini geride bırakmış, şu an kontrol aşamasında.
Çok çok daha iyi olacak tabi ki..
Sponsorumuz olan Hilton otelinde onlar için bir yer ayrıldı.
Ailemiz sabah erkenden yola çıkmışlar, 10.30 da Ankara'dalardı.
Otelimize yerleştik.
Ailemiz hazırlanırken Minik dilek çocuğumuz Sude'yi otelin de yakınında bulunan Kuğulu Park'ta gezdirdik, kuğuları izleyip güvercinleri besledi öncelikle.
Ardından kahvaltı yaptık birlikte. Sude'miz bu saatlerde oldukça çekingendi.
Kahvaltı sırasında Mustafa Yıldızdoğan hayranlığının nereden geldiğini merak ettim.
Ailecek hayranlarmış, hatta Sude daha önce, 4 yaşındayken onun konserine gitmiş.

Kahvaltıdan sonra Atakule'ye çıkarıp Ankara'yı yukarıdan gösterdik.
Oldukça kalabalık ve dağınık buldular. Kayseri'de Beştepelerden bakında tüm şehrin ızgara şeklinde paralel yollardan oluştuğunu görür, "ne kadar düzenli" olduğunu söylersiniz çünkü.

Ankara'ya ilk defa gelen Sude için tabi ki sonraki durağımız Anıtkabir oldu.
Müzeleri heyecanla gezdi.
Her şeyin açıklamasını sordu bize, dikkatle inceledi.
Ata'nın giysileri en dikkatini çeken kısım oldu. "Ayakkabıları ne kadar da büyük"müş..
Atatürk'ün okuduğu kitapları görünce çok kitap okuyacağına dair bize söz verdi.
Anıtkabir ziyaretimiz bittiğinde biz oldukça yorulmuş olduğumuzu farkettik ama Sude hala enerjik ve heyecanlıydı. 
"Başta çekiniyordum ama alıştım size şimdi, çok sevdim ben sizi abla" 
Anıtkabir hatırası olarak, ona Anıtkabir'den aldığımız, en sevdiği renk olan beyaz bir saat hediye ettik.

Öğle yemeği için Otele geri döndük.
Mustafa Yıldızdoğan'ın menajeri saat 7'de bizi beklediğini söylemek için aradığında Sude kalbinin yerinden çıkmak üzere olduğunu söyledi.
Heyecanını biraz dindirebilmek için Macera adasına gidip biraz oyun oynayalım dedik.

Derken vakit geldi.
Otele gidiyoruz.
Benim bindiğim aracı kullanan arkadaşım "keşke birkaç şarkısını yükleseydim" dedi.
Benim de o an aklıma geldi, keşke ben de bi kaç fotosuna baksaydım, tanırdım şimdi adamı :S
Neyse ki yol üzerindeki bilboardlarda konser afişi vardı da gitmeden görebildim.
Otele gittiğimizde girişte karşıladı bizi Mustafa Yıldızdoğan.
1,5 saatini ayırdı bize ve ailemize.
1,5 saat boyunca Sude hiç inmedi kucağından.
Sohbet ettiler, umudun ne kadar güzel olduğundan bahsetti Mustafa Yıldızdoğan ona, inancını hiç kaybetmemesini, nefes alabildiğine göre dünyanın en zengin insanı olduğunu söyledi.
Şarkılarını söylediler birlikte.
Albümlerini hediye etti Sude'ye ve ailesine ve amcasına ve babasının kuzenlerine :)




"Konsere gelecek misin?" diye sordu.
"Tabi ki" dedi Sude.
Sude'nin en sevdiği şarkı olan kızıl elma'yı sahnede kendisi ile söyleyip isteyip istemediğini sordu.
Hepimizin tüyleri diken diken oldu bu soruda.
Araçlarımıza atlayıp gittik festival alanına.
Sadece Sude'yi diil, bizi de aldırdı içeri.
Kuliste oturduk hep birlikte.
Haızrlanması bittikten sonra Sude'yi istetti yanına, konser başlayına kadar Sudemiz Mustafa Yıldızdoğan ile birlikte bekledi.
Saçları yapılmasını istedi Mustafa Bey.
Kızımız sahneye hazırlandı.
Beklerken "kalbim dışarı çıktı bakk" diye göğsünü tutup duruyordu.
"Çok heyecanlandım, çokkk"

Ve beklenen an geldi.
Mustafa Yıldızdoğan sahnede.
Binlerce kişi konser alanında.
Derken Mustafa Bey Sude'yi sahneye davet etti.
Sude makinesini bana vermişti, o şarkı söylerken çekmem için.
Ama hayatımın en kötü çekimini yaptım kesinlikle.
Ellerim, dizlerim titremeye başladı, doğal olarak görüntü de.
Neyse ki diğer arkadaşlarım da çekim yaptı garanti olması için.
İşte o an:


Konser bitimi mutluluk gözyaşları..
Gözyaşlarını tutamayan mutlu bir aile.
Gözleriniz hep mutluluktan yaşarsın Sude, Güneş anne ve Feytullah baba..
Anneler neyse de, ağlayan babalara hiç dayanamıyor yüreğim..

Dün gece Ankara halkı Kızıl Elma'yı Sude ile birlikte söyledi.
Bir çocuk daha gülümsedi ve dünya biraz daha güzel bi yer haline geldi..



10 Temmuz 2012 Salı

İlk dileğimi aldım

Günlerdir günde birkaç yüz kere olmak üzere istikrarla kurduğum bir cümle var:
"Ankara'dan uzaklaşmaya ihtiyacım var, neresi olursa olsun"
bi kere net cümleler kuracaksın ve ne istediğini iyi bileceksin.
Sevgili evren beni kırmadı.
İlk dileğimi almak üzere Sincan'a gittik.
Sincandakiler, merkez için "ankara" ifadesini kullanıyorlarmış.
Yani teorikte Ankara'dan uzaklaşmış oldum böylelikle.
HAtta adresi ararken de kaybolduk.
Hem de elimdeki navigasyona ve sokağın ismini sürekli yanlış anlayan taksilere rağmen..

Nihayet adresi bulduk.
Annemiz kapıda karşıladı bizi.
Güler yüzlü bir baba, cici bi abla, çok akıllı bi küçük kardeş.
Zaten başvuruyu da küük kardeş yapmış abisi için.

Dilek çocuğumuzun maşallahı vardı, oldukça yakışıklı, sanatsal ve sportif kişilikli bir beyfendi.

Aile tarafından oldukça sıcak karşılandık.
Dilek çocuğumuz bize gitar çaldı.
Çok keyifli bir sohbetle birlikte dileğini sorduk.
Ama öyle çok istediği bişeyin aklına gelmediğini söyledi.
Neden ama yaa!

Spagettiyle dolu bir havuz iste mesela, kral olmak iste, ne bilelim Pitbull'la tanışmak iste.
İste yani, sen iste yeter ki..
Zorlamayla Duman grubuyla tanışmak olarak belirledi ilk dileğini.
Sonra Brezilyayı görmek.
Üçüncü dileği plazma tv.

pollyannaSadece bir dilek hakkı olduğu için düşünmesi ve isterse kararını değiştirmesi için süresi var.
Sonra dilek İstanbul şubesine girip, sıraya girecek.
Bakalım ne cevap gelecek?

Ayrılırken anne bize bahçedeki ağaçtan topladığı kayısılardan verdi.
Organik kayısı.
Arabada kayısı kapışması :))

Ve yolun ortasında arabamız bozuldu :(
Hep araba itmek istemişimdir.
Bugün benim de bi dileğim gerçek olmuş oldu :))
Pardon, Ankara'dan da uzaklaşmış oldum di mi?
Zaten Sincan'a hiç gitmemiştim daha önce  <imza narçeyanna>



9 Temmuz 2012 Pazartesi

İlk dileğimi almaya gidiyorum ben

Tam tatil hazırlıkları başlamıştır.
Valiz hazırlanmış, alıp götürülmeyi beklemektedir.
Derken bir mail gelir.
"Yeni bir dilek alımımız var, kimler gelebilir?"
Kaçırır mıyım hiç?
Ben ben ben, tabi ki ben!!

Bilet ertelenir.
Yeni bir mail gelir:
"İlk görevini veriyorum çekirge.
Senin görevin aileyi aramak ve yarın 19:00-19:30 için gelebilir miyiz diye sormak"

Allah!
Ararım tabi ki, güm güm güm .
Dur kalbim, sakin ol. daha sadece telefon edicem.

-Merhaba, ben bir dilek tut derneğinden arıyorum.
-Nerden nerden?
-Bir dilek tut derneği, başvurmuşsunuz ya?
-Ha?..... haaaaaaa!

Bu kadar zor olacağını düşünmemiştim :S

Yarın akşam ilk dileğimi almaya gidiyorum.
Lambadan çıkıp, "Dile benden ne dilersen sevgili çocuğum" diyeceğim.
Bakalım dilek çocuğumuzun dileği neymiş?
Çok heyecanlıyım.
Yarın nasıl akşam olacak bilemiyorum..

16 Haziran 2012 Cumartesi

Annee, ben Melek oldum!

"Bir Dilek Tut" derneğini duymuşsunuzdur.
Hayati tehlikesi olan hastalıklarla mücadele eden çocukların bir dileklerini gerçekleştiren bir dernek.
8 yaşında bir çocuğumuz vardı.
Lösemiyle savaşıyor.
Dileği prenses olmaktı.
Ve 13 haziran onun doğum günüydü.
Doğum gününde sabah uyandığı andan itibaren onu prenses yapmak için haftalardır düşünüyoruz neler yapabiliriz diye.
Ve büyük gün geldi çattı.
Sabah 9.30 da çıktım evden, video kameram, netbookum, cd çantamla.
Bikaç küçük detayı da hallettikten sonra 10:00 da evine geldik prensesimizin.
Erkenden uyanmış, heyecanla beklemeye başlamış.

Elbisesini giydirdik, uzun, pembe ve az kabarık istemişti.
Kuaförü geldi, sarı, uzun bi perukla, sarı saçları yapıldı, ojeleri sürüldü.
evden çıkarken arkadaşlarıyla karşılaştık, hepsi şaşkın, "ne güzel olmuşsun!"
Tebessümü görmelisiniz.
Oysa biz de defalarca söylemiştik çok güzel oldun diye.
Ama hava o kadar sıcaktı ki peruğu gün içinde takamadı.

Dışarı çıkıyoruz.
Kameraman olarak çekim yapmak benim görevim.
Kapıdan çıkışını çekiyorum.
Binanın köşesini dönüp arabasıyla karşılaşıyor.
Çocuk bakakalıyor.
Arabayı çekmek için dönüyorum, o sırada görüntü de kayıyor.
Çocuk haklı, ben bile kalakaldım.
Ne güzel süslenmiş bakar mısınız:
Her yerinde kocaman "DİKKAT! BU ARABADA PRENSES VAR" yazısı..

İlk istikamet tabi ki Anıtkabir.
Bu kısım prensese olduğu kadar bana da süpriz oldu, çünkü en son ayarlanamamış ve iptal edilmişti.
Aslanlı yolun başında bizi bekleyen bir asker, bir rehber, bir fotoğrafçı.
Mozoleye prenses olarak bırakılan çiçek.
Ardından ziyarete gelen iki komutan: "Prensesim, sizinle tanışmaya geldik"
Komutanlardan küçük hediyeler.
"Tanıdık mıydı komutanlar?" diye sordum, hayırmış.
"Vayy, iyi insanlar hala var yani" diye düşünürken henüz yeni başladığımızın farkında diildim.

İkinci istikamet Bilkent.
Acıktık ne de olsa..
Restaurant girişi ve restaurant sahipleri tarafından kapıda karşılama:
"Prensesim hoşgeldiniz, biz de sizi bekliyorduk. En güzel yeri size ayırdık"
Gerçekten mekandaki en yeşil ve en serin yerdeki kocaman masa bize ayrılmıştı.
Ardından bir gül geldi prensese.
Ardından restaurant sahipleri tarafından hediye olarak bir pamuk prenses bebeği ve taç.
Yemekte asasıyla beni tavşana çevirip, sonra da ezilmiş tavşan yaptı ama neyse bakalım, gün onun günü.

Üçüncü durak sinema: Madagaskar..
İlk defa 3d film izliyormuş.
Kahkalarını, ekrandaki görüntüleri yakalamak için elini uzatışını görmeliydiniz.
Sinema çıkışı sinema çalışanları tarafından hediye edilen animasyon afişleri ve oyuncak..

Dördüncü durak: Oyun salonu.
Street figher ve hava hokeyi oynamayı çok seviyormuş prensesimiz.
Doğal olarak onlar oynanmadan olur mu hiç!

Ve son durak: Altın köşk..
Sultan Abdülhamit zamanından kalmış ve şimdi özel mülkmüş.
Gönüllülerden oluşan bi grup güzel bayan "prensesim hoşgeldinizzz" diyerek karşılar.
İçeri girerken şu sinemaların başında çalan borazanlı hanedan müziği..
Bahçede bizi bekleyen davetliler ..



Arkadaşlarıyla eğlenecek diye beklerken onu prenses halinde gören kız arkadaşları suratlarını assın mı!
Anneleri dürtüyo, kızım oynasana, dans etsene, arkadaşının yanında dursana.
neyse ki çok geçmeden diğer misafirler geldi.
Hatun her yaşta hatun.
Bu ne çekememezliktir kardeşim yaa..

Pastamızın kolları düşmüş taşıma sırasında.
Yapıştırmaya çalıştık, pek tutmadı ama prenses mumları üfleyene kadar idare etti.
Pasta geliyor doğum günü müziği?
Müzikleri ayarlayan Narçelen hanım, happy birthday şarkısını es geçmiş. :S
internet vardı neyse ki.
Hemen ses sistemi bağlantısını çekip güzel bi doğum günü şarkısı aradım.
Bizim zamanımızda bir tane vardı, ne kadar türemiş, sincaplısı, ayıcıklısı, rock'ı, popu, hey yavrum..
birtaneye güzel işte dedik, tam o sırada bendeniz ya şuna da bakayım derken pasta geldi.
Anons, pastanın içeri girişi ve "happy birthday princess" diye harika bi şarkı başladı.
Peki müzik nerden geliyo??
O son bakmak istediğim parçaya tıklamışım ve açılmış.
tamamen karambol, ve sonuç bi harika..

Pastanın ardından önceden seçtiği sarışın arkadaşı, takım elbisesiyle gelerek prensesimizi tahtına çıkarır.
Taç giyme töreni yapılır.
Ve hediyelerini tahtında kabul eder.
Bir sürü bir sürü hediyesi olur.
İstanbul şubeden de bi dolu hediye yollanmış, oyuncaklar..
Herkes bi tane paket seçip götürdü.
Meslek mi çekiyo nedir, seçtiğim paketin için kırtasiye malzemeleri çıktı :)

Ardından palyaço gelir, yarışmalar ve dansss.
İçimizdeki apaçiler ortaya çıktı..
"Dileğinden mutlu musun?" diye sordum ona.
"Evet, çok. çünkü.." dedi. Ben "çünkü eğlendim, bi sürü hediyem oldu" demesini beklerken cümle şöyle devam etti:
"Çünkü çok güzel insanlar tanıdım"
.......... (Çocuğun yanında ağlamak yok!!)

Parti bitiminde çocuğumuz ve ailesi evine bırakılır, üzerinde artık durulamayan ayaklarla eve dönülür.

Ertesi gün gönüllüler olarak, duygu ve düşüncelerimizi yazmamız istenir.
Yazayım:

Sevgili Bir Dilek Tut Melekleri,

Öncelikle dört bir yanımı sarmış olan kronik mutsuz, her şeyi olan ama yüreğinde zerre kadar umut, inanç, sevgi taşımayan yetişkinler dünyasında hayata sıkı sarılabilmek için kocaman ellere ihtiyaç olmadığını öğrendim. 
Minicik ellerle, fırçanın ucuyla oje sürülen tırnaklarla da tutunulabiliyormuş hayata.

Ve bir annenin karalar bağlamak yerine dünyaya olumlu bakabilmesi de mümkün olabiliyormuş.

Çocuğunun mutluluğu karşısında teşekkür etmek için gelip, kelimeleri seçemeyen bir baba karşısında boğazında oluşan düğüme rağmen gülümsemeye çalışmak zormuş.

29 yaşındayım ve dışarıdan bakıldığında insanların “başarılı” olarak nitelendirdiği biriyim.
Girip de kazanamadığım sınav, isteyip de yapamadığım şey çok az olmuştur hayatımda.

Ne yazık ki baktığımda, bunların hiçbirinin egomu tatmin etmekten başka, kendimden başka hiç kimseye faydası dokunmamış.

Bir çocuğun yüzünde oluşan gülümseye miniminicik bi katkıda bulunabilmek ise tüm o başarıların hepsinden çok daha değerliymiş.

Hele de “mutluyum, çünkü çok güzel insanlar tanıdım” cümlesini duymak..

O "güzel insanlar” arasında yer almak..

Hayatımda kendimi bu kadar özel hissedebileceğim, dünyadaki varlığımın bu kadar anlam bulacağı bir an daha olur mu bilmiyorum..

Kısaca özetlemem gerekirse; çocukluğumdaki bayramlık ayakkabılarımdan beri ilk defa yaka kartımı koyarak uyudum başucuma o gece.

Daha önce neredeydiniz bilemiyorum ama bundan sonra siz nereye ben oraya..

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...