içsel dalgalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
içsel dalgalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ocak 2016 Pazar

Bir "Gençlik nereye" klişesi de benden



Cumartesi kahvaltısına sevgili Hicran ve Murat’a davetliydik.
Minik kızları İpek ile oynamak, 2,5 yaşındaki bir insanla bu kadar rahat anlaştığımı görmek benim için oldukça keyifliydi.
Çocuk sahibi olma fikri hala yorucu gelse de iki gün boyunca “ne tatlıydı di mi?”li cümleler kurdum durdum.
Kahvaltıda konu iş hayatından açıldı ve öğrencilere geldi.

Hicran özel bir üniversitenin PDR (Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik) bölümünde öğretim elemanı.
Girdiği bir derste öğrencilerine “son 1 ay içerisinde sizi rahatsız eden olaylar neler oldu?” konulu bir ödev vermiş.
Başkentte yaşayan üniversite gençliği, Psikolojik Danışman adayları şunları yazmış:
  • ·        Makyajsız dışarı çıkmak zorunda kalmak
  • ·        Dışarıda telefonun şarjının bitmesi
  • ·        Saç düzleştiricisini prizde unutmak
  • ·        Alışveriş yaparken beğendiği kıyafetin bedenini bulamamak
  • ·        Yeni aldığı telefonun yeni modelinin çıkması

Bu arkadaşlar psikolojik danışman olarak görev yapacak ve insanlar içinde bulundukları zor durumlar için bunlardan yardım isteyecekler.
Benim tecrübelerim de bundan çok farklı değil!

Siyasi sorunları, ülkedeki sokağa çıkma yasağını, savaş tehlikesini, şehitleri bir tarafa bıraktık diyelim (nasıl bırakıyorsak, TV izlemiyor haberi yok olsun mesela); Ankara’da yaşayan bir gençsen canlı bomba alarmı korkutucu olmalı bence.
Ya da domuz gribinin tekrar başlamış olması.
Ego şoförü tarafından durakta beklerken ezilen insanlara bi için acımalı.
Her yerde karşına çıkan Suriyeliler hakkında olumlu ya da olumsuz bir hissin olmalı.
"Bu soğuk havada evi olmayanlar, sokaktaki hayvanlar ne yapıyor acaba?" diye bir düşünmelisin.
Ya da hepsini geçtim, tuttuğun takımın yenilmesine üzül de sporla alakan olduğunu anlayayım.
Ne bileyim aradığın kitabı bulamıyor ol da "okuyor" diyeyim.
Yeni yılı yeni bitirdik. "Hediye fiyatları çok yüksek" de, ömrünü geçirdiğin dünyayla bir ilgin olduğu sonucuna varayım.

Kimseyi düşünmüyorsan kendini düşün. "Mezun olunca iş bulabilecek miyim" diye bir kaygı duyar gibi yap en azından.
Yeni çıkan bir reklamda da işlemişler ya, adam "yarınlarından kaygı duyan gençlerimiz" diyor, genç yarın ne giyeceğini düşünüyor.

“Biz böyle değildik sanki” cümlesini sadece yaşlı teyzeler kurar sanıyordum, otuzlu yaşların ilk yarısında bunu sormak için bir yaşlı teyzenin ahını mı aldım, bilmiyorum.
Ama biz üniversite okurken haberleri izlerdik.
Kitap okurduk, tiyatroya giderdik.
Tartışırdık.
Bizimkinden başka hayatlar olduğunun farkındaydık ve onlar için hiçbir şey yapamazsak üzülürdük.
Galiba yaşlanıyorum..
Peki ben yaşlanırken sen nereye gidiyorsun Sevgili Gençlik??





24 Eylül 2012 Pazartesi

Olmaz birtanem, inan bana olmaz..

Mucizeler yaratan kahramanlar var mıdır gerçekten?
Varsa yorulur mu o kahramanlar?
Bir gün karşımda durup, bilmeden mucizenin ta kendisi olur mu?
Yoksa ben yine herşeyi uydurup, sonra da bunlara inanıyor muyum?
Herşeyi gerçekten karşıdan mı bekliyorum?
Çok şey mi istiyorum?
Kendimde olmayan hiçbir şey istemiyorum ya da kendim yapamayacağım hiç bir şey..
Ben olsaydım yapardım diyorum.
Ben olsaydım bir yolunu bulurdum.
Ben olsaydım hiçbir şey sevdiğim insanların yokluğundan zor olmazdı.
Ben olsaydım.... Ama ben diilim!
Keşke ben olsaydım.
Şimdiye kadar tüm "ben olsaydım"ların yerinde ben olsaydım her şey çok çok farklı olurdu.
Ben herşeyin altından girer, üstünden çıkar, canımı dişime takar bir yolunu bulurdum.
Mucizeler nerede kahramanım, yorgun musun?
Bu arada bu şarkının klibi yokmuş, bu en güzel şarkının bir klibi bile yokmuş!!


29 Temmuz 2012 Pazar

Hey gidi Ankara, beni de benzetin ya kendine..

Ankara'da deniz yoktur, bunu herkes bilir.
Yeşili çoktur ama öyle büyülemez insanı.
İlk bakışta her yer gridir, kocaman kocaman resmi binalar vardır.
Sokaklarında takım elbiseler insanlar dolaşır.
Dolaşır dediysem, bir yerlere yetişiyordur hepsi.
Akşam 22.30 da en geç, herkes yerini bulur; evine giden evine, barına giden barına; ve boşalır sokakları.
Sokakları öylesine, sadece başı boş dolaşmak için, sadece yürümek için, sadece kaldırımı takip etmek için kullanan pek yoktur.
Havası dengesizdir.
30 saniye öncesinde sıcaktan bunalırken, kendini bir anda çakan şimşekler, esen buz gibi rüzgarlar arasında, kızılayın ortasında dizine kadar gelmiş yağmur sularına batıp çıkarken bulabilirsin.
Alt geçitlerini su basar mesela ilkbaharda.
Üzerinden beyaz martılar yerine grimsi mavi güvercinler geçer gurrrlaya gurrrlaya.




(fotoların tamamı yazara aittir)


Ankara'yı kendine ait bişeyler buldukça seversin.
Naneli limonatayı nerede içeceğini öğrendiğinde,
minicik ön kapısı büyük pastaneler arasına sıkışmış arka bahçesi bambaşka yemyeşil bi dünyaya açılan kafeyi keşfettiğinde,
en sevdiğin mağazayı gördüğünde,
için sıkıldığında kaçacak bi yer edindiğinde,
mavi kuyruklu saksağanların çimler üzerinde zıplayışını izlediğinde,
yolunu kaybettiğinde Atakule'nin ya da Kocatepe'nin mimarelerini aradığında gözlerin,
üst geçitleri gece vızır vızır geçen arabaların ışıklarını izlemek için kullanmaya başladığında,
kalabalığın içinde kimseye çarpmadan yürümeyi öğrendiğinde,
yanlarında kendin olabildiğin insanları bulduğunda seversin Ankara'yı.
Yavaş yavaş, ürkütmeden, hissettirmeden işler içine.
Şairin dediği gibi; "


"Yazılmamıs bir siirin okundukça çogalan ilk kelimesinde, 
Akıp giderken kaderimiz iki ayrı yöne, 
Mutlaka bulusacak vuslat denizinde. 
Ankara korkma okudugu duaları anamın ikimizi de kurtaracak. 
hiç ummadıgın bir günde, söyle günes burcundayken sevinçlerin 
sen bana alısacaksın ben de sana Ankara" 
(Bedirhan Gökçe, Ankara şiiri)

derken, bi bakarsın ki, özlüyorsun ayrıldığında,
her gittiğin şehirde Ankara'ya benzer bi parça arıyorsun..


Ama denize bakarak yaşamaya alışmışsan (o nasıl bişeydir hep yaşamak istemişimdir) sevemezsin Ankara'yı.
Hep "eksik bişey var" hissi kaplar içini.
Daralırsın, sıkılırsın.
Hele de o denizi olan şehrinde bi dünya kurmuşsan kendine, mutluysan orada, seviyorsan işini, çevreni,bulunduğun yeri 
bırakmamalısın olduğun yeri.
Bi duygu uğruna bütün duyguları harcamamalısın.
Yaralanır çünkü o zaman o tek duygu.
Fedakarlığa yenik düşer.
Fedakarlığının altında ezilir.
Sen nefes alamadıkça, duygun da büzüşür, küçülür, erir gider.
Sonra bir de "senin yüzünden nelerden vazgeçtim ben" deme ihtimali var ki, insan bu cümleyi duyduktan sonra nasıl yaşamaya devam eder?


Böyle işte, durum bu..

26 Temmuz 2012 Perşembe

Butimarım Butimarsın Butimar

Pers mitolojisinde efsanevi bir kuştur Butimar..
Sıvı ihtiyacını deniz suyu ile karşılar. 
Denizi o kadar çok sever ki, 
deniz kıyısına konar, kanatlarını açar ve tek başına oturur denizi seyreder. 
Denizin bir gün kuruyacağından korkar ve bu korku yüzünden hiç su içmez. 
En sonunda da susuzluktan ölür.
Kim öğretti ona mutluluktan korkmayı,
Gülmenin ardından ağlamak geleceğini,
Güzel şeylerin kısa süreceğini?
Kİm öğretti mutluluğu bulduğunda kana kana içmek yerine, 
iliklerine kadar hissetmek yerine, 
her anını yaşamak yerine
sorgulamayı,
pazarlığını yapmayı,
kaybetmekten korkmayı,
tüketmekten korkmayı,
zamana, şartlara yenik düşmekten korkmayı,
korkmayı,
korkmayı, 
korkmayı?
Sonunda da tüm zamanı korkarak harcamış olmayı?

Butimarlara gelsin bu şarkı,
Tüm Butimarlara..


9 Temmuz 2012 Pazartesi

Hayat Amacın Sorusuna Cevaben


Bundan sonraki hayatımda sahip olmayı en çok istediğim şey; 
şu fotodaki görüntünün  benim evimde, bana ait, benim kanım, benim canım olması.
Üstteki pamuktan var zaten. Biraz daha siyahı ve beneklisi.
% 50 si tamam yani.
Bi de alttaki pamuktan olsun istiyorum. 
Ama ağlayınca verdiklerimden diil, hepten benim olsun.
Ve ikisi böyle koyun koyuna uyusun.
Ben de yanlarına kıvrılıp, ikisinin de patisini tutarak
"Allahım sana şükürler olsun, başka bişey istemiyorum hayattan" diyebileyim..
Amin deyin nolur.
Belki aminlerden biri tutuverir..

12 Haziran 2012 Salı

Geç zaman geç..




Nasıl oluyor günler, hayatlar geçerken, vakit bir türlü geçmiyor?
Artık çarşamba olmalı günlerden, perşembe olmalı, cuma olmalı.
Ve zaman orada donmalı.
Pazartesiye, salı hiç gerek yok.
Müsriflik tamamen.
Geçelim artık.
Ben sabırsız bi insanım ve yeterince uysal bi şekilde sabrettiğimi düşünüyorum.
Ama nihayetinde ben de bi insanım ve sabır sınırlarını zorlayarak insan ırkı adına çıtayı da yükseltip, kimseyi zor durumda bırakmak istemem.
Lütfen artık yarın olsun..

1 Mart 2012 Perşembe

Bile bile



"Kaybedeceğini bile bile neden mücadele ediyorsun?" dedi.
Öleceğini bile bile yaşadığını unutmuştu o an.
Bozmadım..
<Özdemir Asaf>

Bazen sonunu bile bile savaşa girer insan gözünü karartıp.
Önemli olan kazanmak değil; "o savaş verilirken ben oradaydım" diyebilmektir..


28 Şubat 2012 Salı

Yol Ayrımı

Bazen hayat yol ayrımları sunar önüne.
Seçim yapmak zorunda kalırsın.
Her seçim bir kaybediştir; birini seçer, diğerini kaybedersin.
Yanlış seçimi yapmaktan korkup karar veremezsen ikisini de kaybedersin.





Doğru ya da yanlış yoktur aslında.
Sadece karar vermek vardır.
Ve o kararı vermenin sorumluluğunu almak.
Zordur çünkü sorumluluk almak..
Keşke demek vardır ucunda.
Ve keşke bir aptallıktır.


Bazen sadece yürümek gerekir.
Düşünmeden sadece yürümek.
Seçimine doğru yürümek ve kararı göğüslemek..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...