sanatsal faaliyetler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sanatsal faaliyetler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Ocak 2016 Pazartesi
Tiyatro tavsiyesi : Terapi Ötesi
Öğleden sonraları annesinin yanında bulunan herkes bu oyuncuları tanır :)
Ankara dizilerinden Beni Affet ve Unutma Beni dizilerinden..
Cüneyt Mete'yi (sol üst fotoğraf) gördüğüm her oyuna atlıyorum zaten.
Dizilerde sadece kötü adam rolü oynatsalar da o kadar tatlı bir insan ki kendisi.
Ve "terapi" kelimesi de gitmek zorunda hissetmeme sebep oldu, kesin psikolojiktir diye.
Ama hayır,
Etiketler:
sanatsal faaliyetler
24 Aralık 2015 Perşembe
Tiyatro tavsiyem: Ormanlardan Hemen Önceki Gece
Ankara memur ve öğrenci şehri diye bilinir.
Ama bu memurlar ne çok kazanır, öğrenci parayı nereden bulur bilinmez, tiyatrolar ağzına kadar dolu olur.
Öyle ki, tiyatro biletinin çıkmasıyla en iyi yerlerin tükenmesi bir olur.
Siz "olsun, ayakta da izlenir bu oyun" diyene kadar iyi olmayan yerler de tükenir.
Kaçırdığınız oyunlara bir yenisi daha eklenir.
Hele de turne oyunuysa ve gösterimi 1-2 gün olursa..
Hele de tanınmış birileri oynuyorsa....
Ama bu memurlar ne çok kazanır, öğrenci parayı nereden bulur bilinmez, tiyatrolar ağzına kadar dolu olur.
Öyle ki, tiyatro biletinin çıkmasıyla en iyi yerlerin tükenmesi bir olur.
Siz "olsun, ayakta da izlenir bu oyun" diyene kadar iyi olmayan yerler de tükenir.
Kaçırdığınız oyunlara bir yenisi daha eklenir.
Hele de turne oyunuysa ve gösterimi 1-2 gün olursa..
Hele de tanınmış birileri oynuyorsa....
Etiketler:
sanatsal faaliyetler
28 Kasım 2013 Perşembe
Doğaçlamaç'tan doğaçlama gecesi
Doğaçlama tiyatro ya da tiyatro sporu.
İzleyici ile iletişim kurularak, konunun, kişilerin seyirciler tarafından belirlendiği tiyatro türü.
Mahşer-i Cümbüş bu konuda en bilinen grup.
Doğaçlamaç da bu konuda çalışan gruplardan biri.
Salı akşamı onları izlemeye gittik.
Gerçekten çok şirinler.
İzleyici biraz çekingendi ama.
Onlar açısından bakınca "Bir gönüllü istiyorum" dediğinde kimsenin gönüllü olmaması ne gıcık bir durum olsa gerek.
Bunu diyorum ama ben de gönüllü olmayanlardan biriydim çünkü ilk defa izleyeceğim için önce gözlem yapmayı tercih ettim.
Yaratıcı drama eğitimi aldığım dönemin o en keyifli zamanı Temel Aşama geçti gözlerimin önünden.
Cıbırca konuşmalarımız, dörtlü dönmelerimiz, aynı oyunu 30 saniyede, 5 saniyede, 1 saniyede oynamaya çalışmalarımız...
Biliyorum ki izleyenlerin aldığı zevkten fazlasını oyuncular alıyor.
Ve oyun bittiğinde sahnede olanlar hakkında uzun uzun kahkaha atmaya devam ediyorlar.
Merak edenler için grup her salı akşamı Farabi Sokak üstgeçidinin hemen ilerisindeki Başkent Oyun Atölyesinde çıkıyor.
Şimdiden iyi seyirler..
Etiketler:
sanatsal faaliyetler
26 Kasım 2013 Salı
Ankara DT: Ramiz İle Jülide
Bilet bulunabilmiş bir tiyatro gecesi daha.
Ramiz ile Jülide.
Biri eski yıldız futbolcu, diğeri gazetelerde boy göstermiş oyuncu.
Şimdi herkes tarafından unutulmuş, kendi hallerinde yaşamaya çalışıyorlar.
Jülide, hayat dolu, yaşamı seven, iyimser, sevgi dolu bir kadın.
Ramiz ise tam tersi, artık herşeyden bıkmış, katılaşmış.
Ama yıllar önce bir yürüyüşte tanıştığı Jülide'yi ve o gün reddedilişini hala unutmamış.
Hayat bu ya, yine kesişiyor yolları.
Ve başlıyor eğlenceli bir hikaye.
3 saniyeliğine ışıkların kararmasıyla sahne baştan başa değişiyor ya, önce o kısımda ağzımız bi açık kaldı.
Dekorların kullanımı çok hoştu.
Çok çok keyifli, çok güldüğümüz bir gece oldu.
Emeğinize, yüreğinize sağlık..
Resimler, Devlet Tiyatroları sayfasından alınmıştır..
Etiketler:
sanatsal faaliyetler
19 Kasım 2013 Salı
Ankara DT: Aklımdaki Kadınlar
Tiyatronun yeri hep farklıdır bende.
Ama ne hikmetse öğrenci ve memur şehri Ankara'da devlet tiyatrosunun oyunlarına bilet bulmak hep çok zordur.
Biletler daha internette satışı başlamadan tükenir.
Bir yandan çok mutluluk veren birşey tiyatroya bu kadar rağbet edilmesi, biletlerinin tükenmesi.
Ama 3 yıldır bilet bulamadığım oyun olduğunu düşününce gıcık olmuyor da değilim hani.
Aklımdaki kadınlar izleme şansını elde ettiğim oyunlardan biriydi.
Neil Simon'un yazdığı oyunu mükemmel bir şekilde sundular Ankara Devlet Tiyatrosunun başarılı oyuncuları.
Gerçek hayattaki ilişkilerinde yakınlaşma sorunu yaşayan, yazar kimliği ile birey kimliğini dengelemekte zorlanan bir erkeğin kafasının içinde, hayatındaki kadınlarla yaptığı konuşmalar hakimdi oyuna.
Hepsi çok başarılıydı ama özellikle eşi rolünü oynayan Zeynep Ekin Öner'i hayranlıkla izledik sevdiceğimle birlikte.
Bu ne zerafet ve nasıl güzel gülüyorsunuz siz öyle?
Küçük oyuncu Zeynep Bostancı'nın da bir harika olduğunu söylemeden geçmek istemiyorum.
O yaşta sahnenin tozunu yutmak ne büyük bir mutluluk olsa gerek.
Ve buna teşvik eden, destek veren bir aileye sahip olmak.
Çok şanslısın Zeynep, çokk!
Aslında oyun üzerine saatlerce konuşabilirim.
Derinnn bir psikoloji içeriyordu.
Ailedeki anne-baba arasındaki sorunların, aklı ermez sanılan çocuğu nasıl derinden yaraladığı,
anne babanın çocuklara belki yorgun oldukları, belki kendi sorunlarıyla uğraştıkları için, belki o an müsait olmadığı için söyledikleri küçük yalanların ya da başından atma cümlelerinin, o hiç farkında olmadıkları cümlelerin çocukların hayatında nasıl etki bıraktığını izledim.
Karşısındaki kadın ne kadar harika olursa olsun o eski duygulardan arınamayan yetişkin bir insanın ilişkisine nasıl tutunamadığını ve kadının neden elinden bir şey gelmediğini gördüm.
Dedim ya, çok uzun konuşabilirim üzerine.
Derinnnnn bir oyun olmasının yanında çok da keyifliydi.
Sıkmadan, daraltmadan akıyordu.
Avuçlarım acıyana kadar alkışladım ama bir kez de buradan alkışlamak istiyorum.
Emeğinize, yüreğinize sağlık..
Resimler, Devlet Tiyatrolarının sayfasının alınmıştır..
Etiketler:
sanatsal faaliyetler
16 Eylül 2013 Pazartesi
Durduk yerde geren bi film: Neva
Dün Neva filmine gittik sevdiceğimle.
Ilgın Olut, kendi hikayesini anlattığı kitabını yazmış ve kitap 2000 yılında Dünya Aktüel Ödülleri En Çok Satan Roman Ödülünü almış.
Bu film de kitabın sinemaya uyarlanması.
Kitabı okumadım, yorumu okuyanlara bırakıyorum.
Ama filmi beğendiğimi söyleyemem.
Film bir tıp öğrencisi ile tıp asistanı arasında yaşanan aşkı anlatıyor.
Aslında hepimizin hayatının bir yerinde bir arkadaşından, arkadaşının arkadaşından, bir şekilde tanık olduğu bir hikaye.
Sanatsal anlamda duygular güzel verilmiş, kız tatlı, çocuk yakışıklı, en önemlisi Ankara'da çekilmiş.
Başka bir artısını göremedim.
Gelelim benim yorumuma (izlemek isteyenler burada okumayı bıraksın lütfen):
Çocuk Ankara'da bir tek beni götürmemiş.
Kızcağızın öylesine takıldığı, elini bile tutmadığı eski sözde sevgilisini sorun ediyor da ediyor.
Bir Allah'ın kulu da "kardeşim sen kendine bak önce" demiyor nedense.
Aslında zaten bence çocuğun öfkesi kendisine. Kendi duygu olmadan yaşadığı şeyler için kendisine öfke duyuyor, kendisinden tiksiniyor da bunu kıza yansıtıyor.
Klasiktir ya, erkeğin elinin kiri, kadının namusu, iffeti klişesi.
Oldu gözlerim doldu yavrucuğum..
Aynen böyle bir film işte.
Al ayağının altına patakla güzelce.
Tüm salon sinir olduk.
Ama asıl eğlencelisi kendini tutamayıp tepki veren diğer izleyenlerdi.
Kız savunma yapıyor filmde:
"-Ama o benim arkadaşım, sıcak kanlı biri, kötü niyeti yok"
Arkamızda oturan çocuk cevap veriyor:
"-Klasik kız işte, aynı benim Gizem"
Filmdeki çocuk cevap veriyor: "-Benim karım olacaksan bir ..... .... nın sana yav....masına izin vermeyeceksin bundan sonra"
Arkamızda oturan delikanlıdan anında tepki:
"-Hey koçum benimm! Ağzına sağlık"
Kendisi diyemiyor anlaşılan Gizeme :)
Benzeri tepkilerle çıktıktan sonra yol boyunca güldük.
Merak edenler için filmdeki sonun gerçekteki son olmadığını okudum, doğru mu bilmiyorum ama, umarım gerçek değildir..
Sinemada izlemek için önermiyorum. Ama izlemek isteyenlere de keyifli saatler diliyorum..
19 Şubat 2013 Salı
Callisto Quartet konseri
Dün gelen bir telefonla,
ve ısrar edeceğini bildiğimden rahat rahat naz yaptıktan sonra,
kendimi Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Konser Salonunda, oda müziği dinlemek üzere buldum.
Normalde müzik festivali dahilinde 40 tl den başlayan konser için giriş ücretsizdi.
Buna rağmen,
40 tl'lik ücretinde 2. gününde kapış kapış biletler tükendiğinde,
bana "hani Ankara memur-öğrenci şehriydi, neyle gidiyorlar 40 tl'lik konsere?"
isyanları ettiren sanat sever izleyici ücretsiz konsere pek rağbet etmemişti;
salonun üçte biri boştu.
Pes dedim..
Genel olarak san'attan anlayan entel yaşlı teyze-amcalar, bir kaç üniversite öğrencisi ve yeni mezun kesim gelmişti.
Dünyaya tekrar gelirsem müzisyen olmak, alkış seslerini duymak istiyorum.
Dünyanın en harika duygusu bu bence!
Konser bitiminde "iyi ki gelmişiz"ler havada uçuşuyordu.
Müzik, kaliteli müzik gerçekten ruhun gıdası.
Ruhum dinlendi, enerji doldu diyebilirim.
Mükemmel bir akşam oldu benim için.
Müzik bir harika,
bayanlar zarafetleri ile birer kuğu..
Öylesine hissederek çalıyor, çalmaktan öylesine keyif alıyorlardı ki, sizin almamanız mümkün değil!
Aralarındaki iletişim, gözleriyle anlaşmaları, kaçamak gülümsemeleri bile sıcacık.
Ne kadar güzel bir arkadaşlıkları olmalı diye düşünmeden edemedim.
Hepsi bir yana viyolenseldeki kumral arkadaş;
sevgili Yaz Irmak, (en önde duran ve kocaman müzik aletini konuşturan müzisyen)
Sen melek misin acaba?
Gözüm başka bir yere bakamadı.
Bir insan bu kadar mı sever müziği, enstrümanını ve bir gamze bu kadar mı yakışır bir insana?
Allah nazarlardan saklasın, ne diyeyim.
Bu güzel gece için teşekkür ederim.
Ankara'da olanların bilgisine:
hemen hemen her pazartesi CSO'da ücretsiz konserler olacakmış mayısa kadar.
Vaktiniz olursa kaçırmayın derim..
ve ısrar edeceğini bildiğimden rahat rahat naz yaptıktan sonra,
kendimi Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Konser Salonunda, oda müziği dinlemek üzere buldum.
Normalde müzik festivali dahilinde 40 tl den başlayan konser için giriş ücretsizdi.
Buna rağmen,
40 tl'lik ücretinde 2. gününde kapış kapış biletler tükendiğinde,
bana "hani Ankara memur-öğrenci şehriydi, neyle gidiyorlar 40 tl'lik konsere?"
isyanları ettiren sanat sever izleyici ücretsiz konsere pek rağbet etmemişti;
salonun üçte biri boştu.
Pes dedim..
Genel olarak san'attan anlayan entel yaşlı teyze-amcalar, bir kaç üniversite öğrencisi ve yeni mezun kesim gelmişti.
Dünyaya tekrar gelirsem müzisyen olmak, alkış seslerini duymak istiyorum.
Dünyanın en harika duygusu bu bence!
Konser bitiminde "iyi ki gelmişiz"ler havada uçuşuyordu.
Müzik, kaliteli müzik gerçekten ruhun gıdası.
Ruhum dinlendi, enerji doldu diyebilirim.
Mükemmel bir akşam oldu benim için.
Müzik bir harika,
bayanlar zarafetleri ile birer kuğu..
Öylesine hissederek çalıyor, çalmaktan öylesine keyif alıyorlardı ki, sizin almamanız mümkün değil!
Aralarındaki iletişim, gözleriyle anlaşmaları, kaçamak gülümsemeleri bile sıcacık.
Ne kadar güzel bir arkadaşlıkları olmalı diye düşünmeden edemedim.
Hepsi bir yana viyolenseldeki kumral arkadaş;
sevgili Yaz Irmak, (en önde duran ve kocaman müzik aletini konuşturan müzisyen)
Sen melek misin acaba?
Gözüm başka bir yere bakamadı.
Bir insan bu kadar mı sever müziği, enstrümanını ve bir gamze bu kadar mı yakışır bir insana?
Allah nazarlardan saklasın, ne diyeyim.
Bu güzel gece için teşekkür ederim.
Ankara'da olanların bilgisine:
hemen hemen her pazartesi CSO'da ücretsiz konserler olacakmış mayısa kadar.
Vaktiniz olursa kaçırmayın derim..
29 Nisan 2012 Pazar
Canım Cecelim
Heyecanı iki gün önce basar, süreli onun şarkıları dinlenir.
O gün akşamına yorgun olmamak için okul asılır.
"İşten çıkıyorum, çıktım, şimdi çıkıcam" faslının ardından "kızılay trafiği" klasiği de atlatıldıktan sonra buluşulur.
Daha arabadayken başlanır, olmayan sesle
"Esss nereyeee istersennn
Nerde çok sevdiysennn
kal bi mi ka vura ka aavuraaa"
Şarkı söylemeye dalıp Akay kavşağı kaçırılıp, yanlışkla cinnah sapağına dönülüp, dikmen yokuşunda kayıldıktan sonra nihayet Anadolu Gösteri Merkezi bulunur..
Tam zamanında ohhhhh..
Girişte bileti tam Cecelinin resmi üzerinden yırtan psilik görevliye uyuz olunur.
Koltuk numaraları boşverilip, özellikle istesen bulamazsın vaziyetinde harika bir konumda boş koltuklar bulunup kurulunur..
Ferhat Göçer konserinde gelindiğinde Anadolu Gösteri merkezinin merdivenlerini çıkarken "Ceceli gelsin yaaa" cümlesi biter bitmez Cecelinin konser afişinin görüldüğü hatırlanıp tebessüm edilir ve Tanrıya şükürler bildirilir.
Konser başlar, Ceceli görünür.
Siyah kumaş ceket, kot pantolan, spor ayakkabı.
Tv de görüldüğü gibi beyaz, akça pakça bebek bir yüzle..
Senin o enerjine, o güzel sesine, tatlı diline, hikayelerine, o ay parçası bebek yüzüne, yüreğine, kıvrak danslarına, o muhteşem gülüşüne sağlık canım Cecelim.
Yerim ben seni yaa..
Gülümseyerek uyunur.
Bütün haftasonu gülümsemeye ve şarkılarını söylemeye devam edilir.
Günahını boy numaa Seni koyyy numa alsam Hem zehrim hem şehrim limonnnn çii çekk lerimol sannnn ben görr medim böyyyle a lımı çaaa lıııııı mııııı..
Ve ölmeden önce yapılacaklar listesine bir tik daha eklenir..
28 Nisan 2012 Cumartesi
Pagagnini
Perşembe akşamı oldukça yorucu birgün geçirdikten yine 29. Anakara Müzik Festivali kapsamındaki bir gösteriye gitmek üzere buluştuk.
Ama nasıl yorgunum.
Pagagnini isimli bir grubu izleyeceğiz.
Komedi-klasik yazıyor yanında da.
Klasik müzik konseri belli ki de komedi de ne acaba?
Önce yemek yedik.
Yemekten sonra demli bir çay içtim ki uyuyup da karizmayı çizdirmeyeyim.
Grup sahneye seyircinin arasından çıktı.
Her birinin elinde boy boy kemanlar.
Klasik müzik konseri diye gittik ama resmen keman tiyatrosu gibiydi.
Gıygıylarıyla iyalog kuruyorlar.
Bir de baktım kahkahalar atıyorum.
Ardından enstrümanlarını çalarak yaptıkları flamenko, kovboy dansları, espirileri, tatlılıkları..
Bir kısmında seyirciden iki kişi aldılar sahneye ve onlarla birlikte müzik yaptılar, birinin ortaçağ zili, diğerine lastik ördek vererek.
Onlar gittiğinde bir müzisyen bayan seyirciye aşık oldu ve Je'taime diyerek serenat yaptı.
Çok çok çok ama çok eker bir gruptu.
Yine gel Pagagnini, yine gel..
Ama nasıl yorgunum.
Pagagnini isimli bir grubu izleyeceğiz.
Komedi-klasik yazıyor yanında da.
Klasik müzik konseri belli ki de komedi de ne acaba?
Önce yemek yedik.
Yemekten sonra demli bir çay içtim ki uyuyup da karizmayı çizdirmeyeyim.
Grup sahneye seyircinin arasından çıktı.
Her birinin elinde boy boy kemanlar.
Klasik müzik konseri diye gittik ama resmen keman tiyatrosu gibiydi.
Gıygıylarıyla iyalog kuruyorlar.
Bir de baktım kahkahalar atıyorum.
Ardından enstrümanlarını çalarak yaptıkları flamenko, kovboy dansları, espirileri, tatlılıkları..
Bir kısmında seyirciden iki kişi aldılar sahneye ve onlarla birlikte müzik yaptılar, birinin ortaçağ zili, diğerine lastik ördek vererek.
Onlar gittiğinde bir müzisyen bayan seyirciye aşık oldu ve Je'taime diyerek serenat yaptı.
Çok çok çok ama çok eker bir gruptu.
Yine gel Pagagnini, yine gel..
20 Nisan 2012 Cuma
Komodo Perküsyon Beşlisi
Yine 29. Uluslararası Ankara Müzik Festivali..
Derler ki soğuk memleketin insanları da soğuk olur.
Önyargının gözü kör olsun diyorum bir kez daha.
İsveçli mi miymiş grup?
Neyse, olsun bakalım, aldım biletleri.
Maksat sanatsal etkinliğe katılmak..
Hepsi vurmalı çalgılarda usta.
Gösterilerinde tiyatro, hareket, drama ve eğlenceli birleştiren bir grup.
Makyaj, kostüm muhteşem.
Enerji daha da muhteşem..
İnsan yaptığı işten zevk alır da bütün hücreleriyle mi duyar o zevki?
Ya da insan bütün vücuduyla mı yaratabilir müziği?
Bacakları, gövdesi, kafası, kalçasıyla da mı?
Gözleri bağlı, tek bacağı havada, kalçasında birinin eli varken de mi?
Tersten de mi çalabilir aynı ezgiyi?
Hele final bölümü vardı ki, "yok artık" dedim.
Kocaman bi bateriyi (ona bateri mi deniyo bilmiyorum, cehaletimi bağışlayın) tek başına, zevkten dört köşe olarak çalan birini düşünün.
Sonra gelip, baterisinin her parçasını dört kişinin gelip birer birer kendisine aldığını ve aynı tempoda aynı ritmi çalmaya devam ettiklerini düşünün.
Düşündünüz mü?
Şİmdi de kocaman bi sahnede, o baterinin parçalarının dağınık olarak yerleştiğini ve dört kişinin parçadan parçaya koşarak aynı ritmi hiç kaçırmadan çaldığını düşünün.
Düşünebildiniz mi?
Ben izledim.
Ağzım açık izledim.
Sevimli ve sıcaklıları derseniz yetenekleri kadar üst düzeydi.
Bu kadar enerjik, bu kadar yaratıcı, bu kadar muzur, bu kadar eğlenceli, bu kadar yetenekli, bu kadar kaçık, bu kadar sevimli, bu kadar muhteşem, bu kadar keyifli, bu kadar şeker, bu kadar şeker, bu kadar şeker bir grup olamaz!
♥ ♥ KOMODO Perküsyon Beşlisi
Tekrar gelecek olurlarsa iki elim kanda olsa, yıkamakla bile uğraşmada kanlı kanlı koşulacaklar listesine eklenmiş bulunmakta..
Derler ki soğuk memleketin insanları da soğuk olur.
Önyargının gözü kör olsun diyorum bir kez daha.
İsveçli mi miymiş grup?
Neyse, olsun bakalım, aldım biletleri.
Maksat sanatsal etkinliğe katılmak..
Hepsi vurmalı çalgılarda usta.
Gösterilerinde tiyatro, hareket, drama ve eğlenceli birleştiren bir grup.
Makyaj, kostüm muhteşem.
Enerji daha da muhteşem..
İnsan yaptığı işten zevk alır da bütün hücreleriyle mi duyar o zevki?
Ya da insan bütün vücuduyla mı yaratabilir müziği?
Bacakları, gövdesi, kafası, kalçasıyla da mı?
Gözleri bağlı, tek bacağı havada, kalçasında birinin eli varken de mi?
Tersten de mi çalabilir aynı ezgiyi?
Hele final bölümü vardı ki, "yok artık" dedim.
Kocaman bi bateriyi (ona bateri mi deniyo bilmiyorum, cehaletimi bağışlayın) tek başına, zevkten dört köşe olarak çalan birini düşünün.
Sonra gelip, baterisinin her parçasını dört kişinin gelip birer birer kendisine aldığını ve aynı tempoda aynı ritmi çalmaya devam ettiklerini düşünün.
Düşündünüz mü?
Şİmdi de kocaman bi sahnede, o baterinin parçalarının dağınık olarak yerleştiğini ve dört kişinin parçadan parçaya koşarak aynı ritmi hiç kaçırmadan çaldığını düşünün.
Düşünebildiniz mi?
Ben izledim.
Ağzım açık izledim.
Sevimli ve sıcaklıları derseniz yetenekleri kadar üst düzeydi.
Bu kadar enerjik, bu kadar yaratıcı, bu kadar muzur, bu kadar eğlenceli, bu kadar yetenekli, bu kadar kaçık, bu kadar sevimli, bu kadar muhteşem, bu kadar keyifli, bu kadar şeker, bu kadar şeker, bu kadar şeker bir grup olamaz!
♥ ♥ KOMODO Perküsyon Beşlisi
Tekrar gelecek olurlarsa iki elim kanda olsa, yıkamakla bile uğraşmada kanlı kanlı koşulacaklar listesine eklenmiş bulunmakta..
Etiketler:
sanatsal faaliyetler
15 Nisan 2012 Pazar
Ferhat Göçer'le Bir Gece
Gecikmiş bir post olmakla birlikte es geçmek istemedim.
Ferhat Göçer'i nasıl bilirsiniz bilmiyorum.
Şahsen benim gözümde sesi güzel olmakla birlikte, biraz mıy mıy olan, efendilkten kırılan, topu topu 4-5 şarkısını bildiğim, onların da en fazla 2 tanesini sevdiğim bir arkadaştı kendisi.
Sanırım kendisiyle ilgili takdir ettiğim tek şey; mesleği dışında başka işlerle uğraşıp onlarda başarılı olmasıydı.
(Kendime yakın bulduğum için olsa gerek)
Çok sevdiğim bir arkadaşımın telefonuyla kendimi konserde buldum.
"Sana da bilet alıyorum"
"Ama ben pek sevmem.... ama biz Newcastle'a gidecektik.. Ama ama..."
Ne söylediysem çürüttü, ben de pes ettim. İyi ki de etmişim.
Efendilik evet, oldukça geçerli.
Ama o mıy mıy dediğim adam Özdemir Erdoğan'dan Quenn'e kadar kimlere kimlere dönüşmedi.
Şarkılarını bilmiyorum diye boşuna endişelenmişim çünkü zaten bilinen şarkıları söyledi.
Desperado'yu dinlemeyi beklediğim ennn sonnn konserdi onunkisi.
Ağzım açık, gözlerim kocaman, yüreğim mest olmuş bi şekilde ayrıldım konserden.
Ve gerçekten çok ama çok iyi bir sesi var!
Ömür Gedik de konsere gelmiş, en ön sıradan izliyordu Ferhatını.
Şarkı da söylediler birlikte ama nedense ayağa kalkma gereği duymadı hatun.
Sonuç olarak; güzel bir geceydi.
Gidilebilir konserler ve "iyi ki"lerimiz arasına ekliyoruz Ferhat Göçer'i..
Ferhat Göçer'i nasıl bilirsiniz bilmiyorum.
Şahsen benim gözümde sesi güzel olmakla birlikte, biraz mıy mıy olan, efendilkten kırılan, topu topu 4-5 şarkısını bildiğim, onların da en fazla 2 tanesini sevdiğim bir arkadaştı kendisi.
Sanırım kendisiyle ilgili takdir ettiğim tek şey; mesleği dışında başka işlerle uğraşıp onlarda başarılı olmasıydı.
(Kendime yakın bulduğum için olsa gerek)
Çok sevdiğim bir arkadaşımın telefonuyla kendimi konserde buldum.
"Sana da bilet alıyorum"
"Ama ben pek sevmem.... ama biz Newcastle'a gidecektik.. Ama ama..."
Ne söylediysem çürüttü, ben de pes ettim. İyi ki de etmişim.
Efendilik evet, oldukça geçerli.
Ama o mıy mıy dediğim adam Özdemir Erdoğan'dan Quenn'e kadar kimlere kimlere dönüşmedi.
Şarkılarını bilmiyorum diye boşuna endişelenmişim çünkü zaten bilinen şarkıları söyledi.
Desperado'yu dinlemeyi beklediğim ennn sonnn konserdi onunkisi.
Ağzım açık, gözlerim kocaman, yüreğim mest olmuş bi şekilde ayrıldım konserden.
Ve gerçekten çok ama çok iyi bir sesi var!
Ömür Gedik de konsere gelmiş, en ön sıradan izliyordu Ferhatını.
Şarkı da söylediler birlikte ama nedense ayağa kalkma gereği duymadı hatun.
Sonuç olarak; güzel bir geceydi.
Gidilebilir konserler ve "iyi ki"lerimiz arasına ekliyoruz Ferhat Göçer'i..
Etiketler:
sanatsal faaliyetler
14 Nisan 2012 Cumartesi
Augsburg Ballet Theatre
29.Uluslararası Ankara Müzik Festivali başladı.
Modern dans başlığı altındaki gösteriler benim için "kaçırılamaz" statüsündedir.
Hazırlanın dedim sanatsever arkadaşlarıma, gidiyoruz.
Herkesle gidilmez şimdi oraya, uykusu gelen gözleri küçülen, kızların kıyafelerine mest olan, daha kötüsü erkeklerin kıyafetlerine sinir olan insanlarla hele aman diyim!
Yanımıza sanattan anlayan, estetik zevk sahibi insanları aldık ve tam başlama saatinde kapıdan girdik.
Işıklar kapandı, spotlar yandı.
Yumuşacık bi müzik başladı.
Bembeyaz giyinmiş insanlar çıktı sahneye.
İnsan dediysem, lafın gelişi.
Onlara insan demek haksızlık olur. Daha doğrusu sorarlar adama, onlar insansa sen ne oluyosun diye.
Benki dans eğitimi almış, düzenli spor salonuna giden biri olarak, kendimi kalas gibi hissettim onları izlerken (öncesinde mideye indirdiğim kocaman tavuklu pita ve patateslerin de etkisi büyüktür bunda)
Öyle zarif, öyle narin, öyle kuğu, öyle martıydı ki hepsi, büyülenmemek mümkün diil.
Figürleri geçtim, sadece adım atarken bile tüm kaslarını çalıştırarak, tüm bedenleriyle hissederek hareket ediyorlar, izlerken bile hissediyorsun bunu.
Tek eksi, telif hakları nedeniyle gösteride fotoğraf çekimine izin verilmiyor oluşuydu.
Tek eksi, telif hakları nedeniyle gösteride fotoğraf çekimine izin verilmiyor oluşuydu.
Büyülenip çıktık, harika bi geceydi.
Dansçı bayanların güzelliğine, beylerin "Zeus'un torunları mı acaba" düşüncesini akla getiren çekiciliğine hiç girmicem, çıkamam biliyorum.
O gazla kızılaya yürüyelim dedik, pitalar oturdu tabi midemize onları görünce.
Onu da gözümüz yemedi.
Ve karar:
Ekim itibarıyle yeniden dans çalışmalarına katılıyoruz.
Hadi bakalım, Ekim ola hayrola..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)




























