Ne yalan söyleyeyim bu kitabı okuma listeme almaktaki
en büyük etken Kiralık Aşk’ın Ömer’i oldu. Öyle bir karakterin başucu olan
kitabı deli gibi merak ettim.
Aslında Türk edebiyatının kült eserleri arasında isminin
geçmesi nedeniyle kitabı diziden önce almış ama bir türlü okuyamamıştım. Okuma
şenliğinde “uzun zamandır kitaplığınızda bekleyen bir kitap” kategorisini
Hani bazı kitaplar vardır bitmesin diye okumaya
kıyamazsın ama elinden bırakmak da istemezsin. Karakteri arkadaşın gibi merak
edersin okuyamadiginda, acaba naptı diye. Öyle bi kitaptı işte benim için Freud’un
kızkardeşi..
Okuma şenliğinde “Karakterlerden
birinin kitabın isminde geçtiği bir kitap” kategorisinde okudum.
Öncelikle belirtmek isterim ki, kitaplarımla ilgili yorumlarımda kitabı okuyacak olanların heyecanını kaçıracak hiç bir şey yazmamaya özen gösteriyorum. Kitabın konusu ve bana düşündürdükleri dışında bir şey yazmıyorum. Yazanları da okumamayı tercih ediyorum. Sen gidip kitabın her şeyini, hatta sonunu anlatırsan ben neden okuyayım ki onu? benzer kaygıları taşıyanları rahatlatmak için bu açıklamaya gerek duydum.
Her sene Pinuccia'nın düzenlediği okuma şenliğini uzaktan takip ederim. Çok fazla kitap okuyamıyorum çünkü. Ama kış okuma şenliğine katılmaya karar verdim, 1 kitap da okusam. Mühim olan niyettir, diil mi? Bu kitabı da "2015'te çıkmış kitaplar" kategorisinde okudum. Aynı zamanda bu kitap, toplu taşımada bitirdiğim ilk kitabım oldu. Bir süredir toplu taşıma kullanmıyorum. Kullandığımda da evim ile işim arası kısa mesafe olduğundan kitap okumayı tercih etmiyordum. Bu dönemin sonunda, kışın gelmesiyle birlikte, geç çıktığım saatlerde toplu taşımada kitap okuma keyfi geliştirdim kendime. Akşam trafiğinde tahammülsüz, önüne kıran, karşı şeride dalan, selektör yakan insanlar yüzünden strese girmektense bin otobüse, şöfor naparsa yapsın. Zaten araba da soğuk oluyor. Isınana kadar eve geliyorum. En arka koltuğa geçip, açtım kitabımı, okumaya başladım, oh sıcacık sıcacık.. Zaten bölümler de kısa. Bitmeyen bölümlere de evde devam ettim, yarım kalmasın diye. Güzel de oldu. Gelelim kitaba: Irvin Yalom en sevdiğim yazarlardan biridir. Bildiğiniz üzere kendisi bir psikoterapist ve seanslarını yazıyor genellikle. Tabi kişileri koruma amaçlı, kişisel bilgilerini ve olayları biraz değiştirerek. Bu açıklamayı da her kitabına koyuyor. Psikolojiye olan ilgim de onun her kitabına çekiyor beni. Günübirlik hayatlar kitabında ölümcül hastalığı olan insanlarla olan seanslarını anlatmış. 10 farklı kişinin kısa öyküleri var kitapta. yaşam süreleri kısa da kalmış olsa bu zamanın tadını çıkabilmeleri için yaptığı seanslar bunlar. Deneyimli bir terapist olmasına, şimdiye kadar bir çok insana yardım etmesine rağmen hala "insanlara neyin yardımcı olduğunu" çözmeye çalışıyor hala. Bazen etkili olacağını düşündüğü bir şey hiç işe yaramazken, bazen hiç ummadığı bir şeyin danışanının hayatını baştan başa değiştirebildiğini şaşkınlıkla izliyor. Kendi yaşadığı tereddütleri, çıkmazları, başarısızlıkları ve öz eleştirilerini anlatması en sevdiğim kısımlar. Uyarmak istediğim nokta ise, kitap ölüm korkusu üzerine yazılmış. Bu yüzden okurken kendi ölüm korkunuzla yüzleşmenize neden oluyor. Kaldıramam diyenler uzak dursun. Bazı kısımlarında kendimi bulduğum, bazı kısımlarında insan psikolojisi ile ilgili kafama takılan soruların cevaplarını buldum. Herkesin anlayabileceği bir dille anlatmış Irvin Yalom. Ben beğendim. Psikoloji sevenler için gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim.
Çok konuşan ve uzun
cümleler kuran, hele de gereksizse, insanlara (özellikle de erkeklere) karşı
tahammül gücüm çok azdır. Buna rağmen bu kitabı sonuna kadar okumayı başardım.
Her ne kadar kitabın
arkasında yer verilen yazar yorumlarında "kelimelerin müthiş gücü"
ifadeleri kullanılmışsa da
Odama girdiğimde masamın üzerinde kargo paketini buldum, Ya şa sınnn! Yeni kitaplarım gelmiş. Gerçi kitaplarımı gözümle görerek, seçerek almayı sevenlerdenim. Kenarı kırışmamış olmalı, kapağı çiziksiz olmalı, renkleri düzgün olmalı.. vs. Ama napalım, iş koşturmasında bazen internetten sipariş vermek daha hızlı oluyor. Şimdi okuma keyfi beni bekliyor. Gerçi cumartesi maske atölyem, pazar da kahvaltıda misafirim var ama olsun. Okuduktan sonra yorumlarımı da paylaşacağım..
Orjinal Adı : The Help Yazarı : Kathryn Stockett Türü : Roman Sayfa sayısı : 576 Yer Mississippi, Jackson. Hikaye, 1962 yılında geçiyor. İnsanların zenci ve beyaz olarak ayrıldığı dönem. Zenciler 2. sınıf vatandaş, beyazlara hizmet etmekle görevli. Zenci kadınlar hizmetçi olarak doğuyor. Kendi çocuklarını başkaları büyütürken onlar beyazların çocuklarını büyütüyor. Zencilerin hakları ya da siyah-beyaz eşitliği hakkında konuşmak kesinlikle yasak. O dönemde arkadaşları gibi evlenip, çocuk yapıp, yardım derneklerine katılmak dışında bir yaşam tarzı seçmeyerek üniversite mezunu olan ve yazarlığı seçen genç bir kadın olan Skeeter'la karşılaşıyoruz.
Okuma kulemde okumayı sabırsızlıkla beklediğim kitaplardan biriydi. Ama açıkçası beklediğim gibi çıkmadı. 3 özellikteki insan tipinden bahsediyor kitapta: Ertelemeci, Terörist, Benim işim değil. Ertelemeci tip, adı üzerinde zaten, işlerini son ana bırakan, çoğumuzun yakından tanıdığı insan tipi. Terörist kısmında, iş yerindeki mobbingden bahsedilmiş ve bununla baş etme yollarına örnekler verilmiş. Benim işim değil kısmında, herşeyi kontrol etmeye çalışan, ama
Sayfa Sayısı: 336 Basım Yılı: 2013 Yayınevi: NTV Tatilimde bana eşlik etmesi için onu seçtim ve çok da memnun kaldım. Oldukça ilginç ve keyifli bir partner oldu benim için. Gündüz deniz kenarında okuyup, akşam kitap okumayı değil ama dinlemeyeni pek seven sevdiceğimle paylaştım. Okumak üzere benden aldı ama pek ümidim yok açıkçası.
Dönem bitiminde bir kaçamak tatil yapmıştım. Öncesinde de sınav yoğunluğu nedeniyle bloga girmemiştim uzun süre. Tatil dönüşü mail adresimde çekiliş kazandığımı bildiren bir mail vardı. Allah Allah dedim, çekilişe katıldığımı hatırlamıyorum çünkü. Meğer Pinuccia şimdiye kadar yorum yapanlar arasında bir çekiliş düzenlemiş, istediğimiz kitabı hediye ediyormuş ve bir kitap da bana çıkmış. Şaşkınlık, sevinç bir aradaydı. Bayram tatili dönüşü masamda buldum kargomu. Seçimi ona bırakmıştım, o yüzden de içinden çıkacak kitap bana da süpriz olacaktı. Yine tesadüfe bakın ki, daha dün yorumlarını okuduğum ve bir an sipariş vermek için tıkladığım ama önce elimdekileri okumanın daha mantıklı olduğunu düşünüp ertelediğim Middlesex çıktı paketten. Tekrar çok teşekkür ediyorum Pinuccia, hem çekilişin, hem zevkli seçimin için. Okuma şenliğinde puan olarak geri dönecek bana bu güzel kitap :)
Sokaklarda yaşayan James Bowen yaralı
bir sarman bulduğunda hayatının ne denli değişeceğini bilmiyordu.
Kıt kanaat geçiniyordu ve son ihtiyacı olan şey bir kediydi.
Oysa tanıştıktan sonra ayrılmaz bir ikili oldular ve birbirlerinin yaralarını
sardılar.
Sokak Kedisi Bob herkesin yüreğine işleyecek, umut dolu ve sıcacık, gerçek bir
hikâye.
Benim yorumum:
Kitabın gerçek bir hikayeyi anlatıyor
olması beni kendine çeken şeylerden biri oldu. Kitabın başında da belirttiği
gibi, James uyuşturucu bağımlılığından kurtulmak için tedavi görürken Bob
hayatına giriyor.
Minicik patilerin insanın hayatını nasıl
etkilediğini, nasıl doldurduğunu hep söylerim.
Benim gibi düşünen birinin yazdıklarını
okumak ayrıca hoşuma gitti.
James Bowen, bir yazar olmamasına rağmen
gayet güzel bir iş çıkarmış.
İyi ki de çıkarmış, biz de okuyoruz.
Okurken bile Bob'dan etkilenmemek mümkün
değil.
Ben de özenip Mercan'ı benimle dışarıda
gezmesi için, tasmasını takıp çıkarma girişiminde bulundu ama hepsi de
Mercan'ın ödünün kopup, kaçma girişimiyle benim ödümü koparmasıyla sonuçlandı.
Bu kitabı okuyup da kedi almaya kalkmayın
sakın, uyarıyorum.
Bob gerçekten farklı bir kedi.
Köpek gibi, ama kedi.
Çok da sevimli.
Aslında önce youtube'da videoları yayılmaya başlamış.
Daha sonra James Bowen'dan yazmasını istemişler.
Merak edenler için İŞte Bob:
Okuma şenliği kitaplarıma bir yenisini daha eklemiş oldum böylelikle.
Biraz yavaş gidiyorum.
Ama hala işlerimin arasına sıkıştırarak okumaya çalışıyorum.
Bu kitap aslında
hem asıl mesleği yazarlık olmayan bir kişinin yazdığı kitap
hem hiç görmediğim bir ülkede olayların geçtiği bir kitap
kategorilerine girse de ben
benim dışımda herkesin okuduğunu düşündüğüm bir kitap
kategorisine eklemek istiyorum.
Yayınevi: Martı Sayfa Sayısı: 463 Basım yılı:Kasım 2012 Okuma şenliğine katıldığımdan bahsetmiştim. İlk kitabımı bitirdim. Geçen yıl Küçük Mucizeler Dükkanı ile başlayan serinin üç kitabını okumuş ve paylaşmıştım. Debbie Macomber, tam bir boğuldum zamanı yazarı bence. Bir şeyler üstünüze üstünüze geldiğinde, ya da hayat fazla koşturmalı, yoğun geçtiğinde okunacak kitaplar hepsi. Biraz Pollyanna akımından olması ara sıra sinir bozabiliyor.
Pinuccia çok keyifli bir etkinlik başlatmış. Uzun zamandır tezimi yazma
bahanesiyle kitaplardan uzak tutuyordum kendimi. Çünkü bir kitaba daldım mı
başka birşey yapmak istemiyorum bitirene kadar.
İçinde huzur duyduğum kitabevlerinden de uzak duruyordum. Çünkü okuma
isteğimi depreştiriyorlar. Aslında okumak istediğim yeni kitaplar ama elimdeki
kitap kulemi eritmeden yeni kitap almak istemiyorum. Bu etkinlik sayesinde puan
kazanarak okuyacağım yaşasınnn..
Yayınevi: Artemis Yayınları Sayfa Sayısı: 206 Basım Yılı: Ekim 2012 Geçen yıldan beri Serdar Özkan kitaplarına karşı ayrı bir sempatim var. Kayıp Gül 1 ve 2'yi keyifle okuduktan sonra "Ekim Yağmurları"nın çıktığını duyunca hemen aldım. Okumak için zorlukla bekledim ama haftaya Tez İzleme Komitem olmasına rağmen (belki de bu yüzden) araya sıkıştırdım. Zaten 2 günde bitirdiğim bir kitap oldu. İnsanı hiç yormuyor, akıp gidiyor, herzamanki masalsı tarzında. Bu defaki kitabında Mevlana öğretisine yer vermiş Serdar Özkan.
İlk kitabı "Aslında Giden Erkek Yoktur"u severek okumuştum. Bu nedenle bu kitabını görünce düşünmeden aldım. İlginç bir hayat hikayesi var Seda Diker'in. Uzun süre tüp bebek tedavisi görüp, olumsuzlukla sonuçlandıktan sonra yurtdışına gidip bilinçaltı ile ilgili eğitim almış ve hamile kalmayı başarmış. Ondan sonra kendisini bilinçaltı uzmanı diye nitelendirerek, ilişkiler konusunda danışmanlık yapmaya başlamış. Biraz Osho'dan, biraz Mevlana'dan, biraz Yalom'dan almış karıştırmış gibi bilgileri. Ne felsefe, ne psikoloji, ne de mistik.