26 Kasım 2013 Salı

Ankara DT: Ramiz İle Jülide



Bilet bulunabilmiş bir tiyatro gecesi daha.
Ramiz ile Jülide.
Biri eski yıldız futbolcu, diğeri gazetelerde boy göstermiş oyuncu.
Şimdi herkes tarafından unutulmuş, kendi hallerinde yaşamaya çalışıyorlar.
Jülide, hayat dolu, yaşamı seven, iyimser, sevgi dolu bir kadın.
Ramiz ise tam tersi, artık herşeyden bıkmış, katılaşmış.
Ama yıllar önce bir yürüyüşte tanıştığı Jülide'yi ve o gün reddedilişini hala unutmamış.
Hayat bu ya, yine kesişiyor yolları.
Ve başlıyor eğlenceli bir hikaye.
3 saniyeliğine ışıkların kararmasıyla sahne baştan başa değişiyor ya, önce o kısımda ağzımız bi açık kaldı.
Dekorların kullanımı çok hoştu.
Çok çok keyifli, çok güldüğümüz bir gece oldu.
Emeğinize, yüreğinize sağlık..





Resimler, Devlet Tiyatroları sayfasından alınmıştır..

25 Kasım 2013 Pazartesi

Ahşap boyama: İlk kutum; Aşk kutum

Nihayet ben de ilk ahşabımı boyadım ve ilk kutumu yaptım.
Tabi ki ilk kutu sevgiliye.
Üzeri için resim düşünürken en sevdiğimiz resimleri koymaya karar verdim.
Biraz düzenlemeyle ortaya bu kolaj çıktı.
Kutuya transfer etmeden önce kenarlarını yaktım.




Alt kısmına eski görünüm vermek için yeşil ve sarı renkler kullandım.
Kenarları için de bronz parmak boya.



İç kısmı benim için en zoru oldu.
Kadife yeşil kumaş alıp astar yapmak istedim.
Kadife kumaş esnekmiş ve onu kesmekte çok ama çok zorlandım.
Biraz da yamuk yumuk oldu zaten.
Silikon bulamadığım için tutkalla yapıştırdım.
O da uzun zaman aldı.

Kapağın iç kısmına da kalpler ekledim.
Ve bitti.

Kendim yaptım diye demiyorum ama ben çok çok beğendim.
Hediyenin sahibi de çok beğendi.
Ne diyelim, iyi günlerde kullansın..

19 Kasım 2013 Salı

Ankara DT: Aklımdaki Kadınlar




Tiyatronun yeri hep farklıdır bende.
Ama ne hikmetse öğrenci ve memur şehri Ankara'da devlet tiyatrosunun oyunlarına bilet bulmak hep çok zordur.
Biletler daha internette satışı başlamadan tükenir.
Bir yandan çok mutluluk veren birşey tiyatroya bu kadar rağbet edilmesi, biletlerinin tükenmesi.
Ama 3 yıldır bilet bulamadığım oyun olduğunu düşününce gıcık olmuyor da değilim hani.
Aklımdaki kadınlar izleme şansını elde ettiğim oyunlardan biriydi.
Neil Simon'un yazdığı oyunu mükemmel bir şekilde sundular Ankara Devlet Tiyatrosunun başarılı oyuncuları.


Gerçek hayattaki ilişkilerinde yakınlaşma sorunu yaşayan, yazar kimliği ile birey kimliğini dengelemekte zorlanan bir erkeğin kafasının içinde, hayatındaki kadınlarla yaptığı konuşmalar hakimdi oyuna.


Hepsi çok başarılıydı ama özellikle eşi rolünü oynayan Zeynep Ekin Öner'i hayranlıkla izledik sevdiceğimle birlikte.
Bu ne zerafet ve nasıl güzel gülüyorsunuz siz öyle?


Küçük oyuncu Zeynep Bostancı'nın da bir harika olduğunu söylemeden geçmek istemiyorum.
O yaşta sahnenin tozunu yutmak ne büyük bir mutluluk olsa gerek.
Ve buna teşvik eden, destek veren bir aileye sahip olmak.
Çok şanslısın Zeynep, çokk!



Aslında oyun üzerine saatlerce konuşabilirim.
Derinnn bir psikoloji içeriyordu.
Ailedeki anne-baba arasındaki sorunların, aklı ermez sanılan çocuğu nasıl derinden yaraladığı, 
anne babanın çocuklara belki yorgun oldukları, belki kendi sorunlarıyla uğraştıkları için, belki o an müsait olmadığı için söyledikleri küçük yalanların ya da başından atma cümlelerinin, o hiç farkında olmadıkları cümlelerin çocukların hayatında nasıl etki bıraktığını izledim.
Karşısındaki kadın ne kadar harika olursa olsun o eski duygulardan arınamayan yetişkin bir insanın ilişkisine nasıl tutunamadığını ve kadının neden elinden bir şey gelmediğini gördüm.

Dedim ya, çok uzun konuşabilirim üzerine.
Derinnnnn bir oyun olmasının yanında çok da keyifliydi.
Sıkmadan, daraltmadan akıyordu.

Avuçlarım acıyana kadar alkışladım ama bir kez de buradan alkışlamak istiyorum.
Emeğinize, yüreğinize sağlık..

Resimler, Devlet Tiyatrolarının sayfasının alınmıştır..


18 Kasım 2013 Pazartesi

Geriye kalanlar


23. Uluslararası Eğitimde Yaratıcı Drama Seminerini bitirdik.
Dolu dolu eğlenilen saatler, 
uygulamaya geçirilecek fikirler,
yeni dostluklar 
ve bir cümle kaldı bu seminerden geriye:

Sesini değil, sözünü yükseltmeli insan.
Çünkü gök gürültüleri değil, yağmurlardır yaprakları yaşatan..
<William Shakespeare> 



14 Kasım 2013 Perşembe

Kimsesiz bir çocuğun yüzünde yeni yıla girerken bir tebesssüm oluşturmak ister misiniz?


Son zamanlarda bloggerların aralarında hediyeleşme etkinlikleri sonucunda birbirini yediğini okuyorum.
O ona birşey yollamış da, geç yollamış da, yok bu mu yollanırmış da.
Benim bildiğim, hediyeye nazikçe teşekkür eder, beğendiğini kullanır, beğenmediğini kenara ayırırsın.
Çoluk çocuğun saygı, terbiye öğrenmeden önce geçtiği yollar işte.

Onlar birbirini yiye ve okuyucuları "ayy geçmiş olsun, ne insanlar var" yorumları yazadursun bu dünyada kendinden başkasına faydası dokunan, güzel şeyler yapmaya çalışan insan insanlar var.
Şu etkinliğin güzelliğine bakar mısınız lütfen!


http://kucukaksoyfulya.blogspot.com/2013/11/kimsesiz-cocuklar-icin-ylbas-etkinligi.html#comment-form

Kocaeli'de bulunan bir çocuk yuvası için çocuklara yeni yıl hediyeleri yollamayı düşünmüşler.
Herkes gücü yettiğince tabi ki.
İsteyen satın aldığı bir şeyi, isteyen kendi ördüğü bir şeyi.
Kıyafet, kırtasiye malzemesi, temizlik ürünü....ne olursa.
0-18 yaş arası çocuklar kalıyormuş yurtta.
Ayrıntılar ve iletişim bilgileri adreste var.
Tebrik ediyorum güzel yürekli arkadaşım..
İyilik yapma fırsatı herzaman ele geçmez.
Ben de çorbada tuzum bulunsun istiyorum.
Katılmak isteyenler de Fulya'nın blogundan iletişime geçebilirler..

5 Kasım 2013 Salı

Bir cümlemizle hayat olabiliriz


Allah hepimize uzun, sağlıklı ömürler versin.
Yine de dünyanın binbir türlü hali var, başımıza ne gelir bilinmez.

Bu sabah haberlerde dinledim.
Siz organ bağışı formu doldursanız ve yanınızda kartınızı bulundursanız bile, Allah korusun, yaşayacağınız bir beyin ölümü durumunda ailenizden onay isteniyormuş.
Onlar onay vermezse organlarınız bağışlanamıyormuş.

Aileler genellikle onay vermediğinden milyonlarca insan organ beklediği halde nakil yapılamıyormuş.
Acılı bir ailenin sağlıklı, mantıklı sorgulama yapıp, karar vermesini bekleyemeyiz.
Canından bir parça için böyle bir karar vermek aile için de çok zor olmalı.
Bu nedenle sağlığımız yerindeyken ailemize başımıza birşey gelirse organlarımızı bağışlamalarını vasiyet edersek sanırım onları da zor bir karar vermek durumunda bırakmayız.

Organlarımızı bağışlamak istediğimizi ailelerimize söyleyelim.
Hem onların huzuru için, hem de bir insana hayat vermek için.
Böcek yemi olacağına, can olsun hayat olsun parçalarımız.
Bir insan, belki birkaç insan hayata geri dönsün, yaşasın.
Hayallerinin peşinden koşsun.

Belki onun gerçekleştireceği hayaller, bizim gerçekleştiremediklerimiz olur.
Böylece biz de hayalimize kavuşmuş gibi olabiliriz, kim bilir?

Organ bağışı haftamız kutlu olsun..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...